Etiket arşivi: temel hak ve özgürlükler

Bir Cumhuriyet Konuşması

29 Ekim 2024

Değerli Okul Paydaşları,

İkinci yüzyılımızdaki ilk Cumhuriyet Bayramı coşkusunu sizlerle paylaşıyorum.

Cumhuriyet ne kazandırdı bizlere? Bakınız çok basit bir örnekle gireyim. Buralar Türkiye’nin en verimli tarım arazilerinden birine sahip. Aramızda bağı, bahçesi, tarlası olan nice insan var. Ticaret yapanı, tarım yapanı var. Mesela Osmanlı yenilenmeye karar vermeden, yüzünü Avrupa’ya dönmeye başlamadan önce toprak satın alma diye bir hak yoktu. Paranız olsa bile birinden toprak alamıyordunuz. Zira topraklar ya padişah ya da padişaha yakın kişilere aitti. Ülkenin tamamına yakını köylerde yaşıyor; padişahı görme, duyma olasılığın yok, ona yakın kişilere erişmek şöyle dursun el pençe divan durmak zorundasın. Kazara toprak sahibi oldun diyelim, her an geri alınabilir. O padişah almaz, onun yerine saltanatla geçen oğlu, kardeşi alabilirdi. Bu sorun mülkiyet hakkı ile çözüldü. Ama bazı insanlara değil, herkese verildi. Hak dediğiniz şey herkese verildiğinde haktır zaten.

600 yıl hükümranlığı sürmüş bir devlet Osmanlı. Yıkılmaya en yakın olduğu an adalet sisteminin en bozulduğu an. Sizi menkıbeci tarih anlayışıyla sıkmak istemiyorum ama Bizans halkı bile kendi devletinden bıkmış Osmanlı hoşgörüsüne sığınmış zamanında, sonra ne oldu da kadılar rüşvetle suçlu salıverir oldular? Ne oldu da ordunun gözbebeği yeniçeriler baskıcı, zorba, haraççı esnafa dönüştüler?

Anadolu kadim bir coğrafyanın adıyken ne oldu da yoksulluğun, garibanlığın simgesi haline geldi? Ne oldu da Pir Sultan Abdal’ın

“Yürü bre hızır paşa

Senin de çarkın kırılır

Güvendiğin padişahın

O da birgün devrilir.”

Sözü anlamlı hale geldi? İşte bu sorularla Cumhuriyet’e analitik yaklaşmamız lazım.

Devletin en zor zamanında sürekli yaşanan yenilgiler sonucu devlet kendini sorgulamış neden yeniliyoruz diye. Suçu önce orduya atmışlar ama olmamış, hemen her alanda çağın gerisine düşülmüş. Osmanlı bir yol ayrımına girmiş böylece, ya çadır devleti anlayışıyla devam edecek ya da Avrupa devletleri gibi olacaktı.

Hızla modern okullar kurulmuş. Günümüz fen liseleri gibi okullar. Askeri okullar tam da bunun merkezini oluşturmuş. İşte Atatürk kurulan bu okullardan birine giderek bir milletin kaderini değiştirdi. Daha Manastır’da lisede okurken fark etmişti. Devlet daha kolay yönetilebilir sınırlara çekilmeliydi. Yıllar sonra bu düşündüğü sınırlar Misakı Milli olarak yer alacaktı tarihte.

Cumhuriyet padişaha tek adamlığa karşı bir tepkiydi ve bunun farkında olan padişahların olması da bu milletin ayrı bir şansıdır. Padişah bizzat en iyi ben bilirimci tavrından en iyi kanun bilir tavrına dönüşmüştür.

Cumhuriyetimiz devleti yönetirken cemaatlere sırtını dayama, akıl ve mantıkla hareket et, romantize edilmiş duygularla değil der, camiye, kiliseye, havraya, cem evine, inanana, inanmayana eşit mesafede ol der. Tıpkı vergiyi toplarken herkesten aldığın gibi inançta da eşitlikçi ol der. Yani laiktir.

Cumhuriyetimiz vatandaşlarının güvenliğini önceler, adaleti sağlayan mutlak güç olarak tanıtır kendini. Kendisi bu kadar güçlüyken bazen vatandaşını kendisinden bile korumak hisseder. Kurallara kendi de uyar. Yani hukuk devletidir.

Cumhuriyetimiz oynamak isteyen çocuğa park, okumak isteyene okul getirir. Hastaya ya yol ya da hastane getirir. Köyleri kasaba zihniyetiyle değil, köy kent kültürüyle yönetir. Kimse görmeden, kendi de ayırt etmeden ihtiyacı olana el eder, düşeni yerden kaldırır ama vergileriyle destek olup da ihtiyacı olanın utanarak, göz kaçırarak, ağlayarak değil onurla, gururla yardım almasını da sağlar. Yani sosyal devlettir.

Cumhuriyetimiz bizim en değerli olgumuz. Bir yörük ne kadar zahmetini çektiyse, bir pomak da, bir muhacir de, bir Türkmen de o kadar zahmetini çekmiştir. Umutsuzluğu şiar edinmemiştir. Nihayetinde “Demokrasi, insanların demokrasiye inanması değil, demokrasiye inanmadığı yerde bile kurumların demokrasiyi ayakta tutmasıdır.” der cumhuriyetimiz. Bu bağlamda çekilen sıkıntıları çözecek kişileri devletin kademelerine getirmeyi de başarmıştır. Bugün en gurur duyduğumuz projelerin arkasında halen askeri okulları görmek, İTÜ, ODTÜ gibi mühendislik okullarını görmek tesadüf değildir. Önemli olan bayrak dikmek değil, o bayrağın etrafında bayrağa saygı duyacak insanların olmasıdır der cumhuriyetimiz. Yani Atatürk milliyetçisidir.

Cumhuriyet, gidemediğimiz yer bizim değildir der, her yere uzanmaya çalışır, her yerde kendini göstermeye çalışır.

Cumhuriyeti görenlerin bayramı kutlu olsun. Sağ olun, var olun.

Eleştiri ama Neden

Yıllar önce yerel bir gazetede başlamıştım yazmaya. Kütüphanelerde zaman geçirme kültürünün bir mirası olarak bu yerel gazetenin arşivlerine girmeyi de severdim. Arşivlere girdiğimde fark ettiğim ilk şey dağınıklıktı. Düzeltmek o andan itibaren benim için bir tutku halini aldı.

İlerleyen zamanlarda yazılarımdan küçük sözcük değişiklikleri yapılırken, bu durum git gide cümle ve paragraf halini almaya başladı. Sonunda bir gün beklediğim an geldi: Tümüyle sansür!

Yazmanın engellenmesinin ötesinde bir durum vardı aslında. Bu düşüncenin de engellenmesiydi. Halbuki insanlığın kanlı çatışmalarla kazandığı haklardı düşünce ve ifade özgürlüğü.

Sadece ben değil, aslında geniş halk kitleleri düşüncelerini bastırma yoluna gitti, ifadelerini kilitledi. Ancak bunca zaman sonra ortada düşüncenin ve ifadenin olmayışının ürettiği bir şey vardı. O kadar düşünülmemiş ve ifade edilmemiş olay ya da durumlar vardı ki sonunda zaten düşünmeyi ve ifade etmeyi tercih etmeyenler toplum önünde kalmıştı.

Öte yandan özgürlük hissedilen bir duygudur. Sanılanın aksine yasalar bunun sınırlarını tam olarak çizemez. Bir ortaokul öğrencisinin özgürlük çerçevesi ile bir yetişkinin özgürlük çerçevesi nasıl farklıysa, orta yaşlı birinin özgürlük anlayışı ile yaşlı insanların özgürlük anlayışı da farklıdır.

Öyleyse hissedilen özgürlüğün korunması gerekir. Bunun için birçok çıkış yolu olsa da en rasyoneli “Özgürlüğü ihlal eden etmenlerin ortadan kaldırılması özgürlüğün ihlali sayılmaz.” ilkesidir. Bu ilkeyi tamamlayan bir diğer ilkeyi de J. J. Rousseau “Özgürlük insanın her istediğini yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.” sözüyle açıklar.

Gelişmek için eleştirmek, eleştirmek için de düşünmek gerekiyor. Tüm bunlar içinse özgürlük.

Yanlış giden çok şey var, önce özgürlüğü kurtaracağız!