Etiket arşivi: federal devlet

Evrimleşen Düşünceler: Kısmi Kalkınmamışlık

Belki de yazı dizisinin en çarpıcı örneklerinden biri bu yazı olacak. Zira sıcağı sıcağına Kürt sorununu çözmeye yönelik başlatılan Kürt Açılımı’nı kavramlar üzerinden eleştirmişim.

Ad, medya, dil, yayın, PKK, etnisite, kalkınmışlık, aşiret, diyanet ve sağlık gibi birçok bağlamda ele aldığım kavramlarla bir paradigma denemesinde bulunmuşum. Zamanın ruhuna uygun olarak algıya yenik düşmüşüm ve muhalif kitle nasıl eleştiriyorsa hemen hemen aynı perspektiften eleştiri de bulunmuşum.

Muhafazakar sağ bloğu oluşturan cemaatçiler, siyasal dinciler, “liberaller”, ılımlı milliyetçiler ve aşiretlerin öncülüğündeki “hükümet” sürecin başlangıcını ” İyi şeyler olacak.” demeciyle açmış. Çok eleştirilse de bu durum aslında kangren olmuş bir soruna devlet politikası ile yaklaşmanın cesaretli bir örneği olarak nitelendirilebilir. Açıkça belirtmek gerekir ki Türkiye’nin hem kalkınamama sorunu var hem de demokratikleşememe sorunu var.

Türkiye’nin demokratikleşememe sorununun temelinde yatan şeyi Kürt Sorunu olarak tanımlamak kavramsal olarak çok yerinde. Zira Türkiye’de yerleşik devlet düzeni, kendi güvenlik reflekslerini Kürtler üzerine inşaa etmiş. Sorunu çözemedikleri gibi durduramamışlar, belki en fazla yavaşlatabilmişler. Bu açıdan görüşüm değişmiş. Buna göre Kürt Sorunu sadece bir bölgesel kalkınmamışlık sorunu değil, en azından bununla temellendirecek kadar basit bir konu değil.

Tarih gazetecilerin, medyanın dümeninde olmasına rağmen sürece tam destek verdiklerini gösteriyor. Rağmen diyorum, çünkü medyayı yerden yere vurmuşum. Ne de olsa günümüz halini bilmiyor, ana akım şeklinde bir medyanın kalmadığını bilmiyorum.

Bir etnisitenin belirsiz aralıklarla medyada ya da siyasi kanallarda tekrar edilmesi, tartışılması milli birlik ve beraberliğe zarar vermez. Öyle ki milli birlik ve beraberlik böyle saçma bir gerekçe ile zarar görecek bir şey değildir.

Aradan geçen zaman zarfında fark ediyorum ki devletin güvenlik reflekslerinin temeline Kürtleri yerleştirmesi birçok konunun tartışılmasını imkansız kılıyor. Bunların başında da dil geliyor. Siyasetin önde gelenlerinden tutun da aydınlara kadar birçok insan, Kürtçe bir yazının devletin üniter yapısına zarar vermesi, milli birlik ve beraberliği bozması yönünde sonuçlar doğuracağında hemfikirdi. Halbuki Kürtçe bir televizyon veya radyo kanalı ile yayının devlet sistemini bozması ya o devletin zayıf bir temele sahip olduğunu gösterir ya da ortada bir siyasi alerji olduğunu gösterir.

Dille ilgili herhangi bir Avrupa ülkesinde atıfta bulunmak aslında metodolojik olarak yanlış sonuçlar doğurabilir. Mesela İngiltere ve İspanya’yı öne sürmek gibi… Halbuki Türkiye’de ciddi anayasal değişikliklerle hükümet sistemi, yargı sistemi değiştirildi. Pekala soruna yönelik değişiklikler de yapılabilir ya da sorundan bağımsız değişiklikler yapılabilir. Zira Türkiye’nin hem çağdaş hem de tarihten gelen öz dinamikleri var. Birebir farklı bir ülke yöntemini uygulamak hiç işe yaramayabilir.

Bir örnekle açıklamak gerekirse Türkiye siyasetinin iki de bir öne sürülen en absürt önerilerinden biri il sayısının 100’e çıkarılmasıdır. 81 il olduğuna göre bunun neden 100 gibi yuvarlak bir sayıya yükseltilmesi gerektiğinin altında ucuz popülizmden başka bir şey olmadığı biliniyor. Yine büyükşehir yasası ile köyler birden bire mahalle oldu ve son olarak yargıda yapılan bir düzenleme ile bölge mahkemeleri getirildi. En çarpıcısı da Başbakanlık kurumu ile Bakanlar Kurulu’nun kaldırılması oldu. Cumhuriyet Devrimleri’nden sonra Türkiye devlet sistemi içindeki en radikal değişiklikler bunlar oldu. Ancak genelde muhalafetten gelen tepkiler bilindik siyasi düzlemde kalırken, iktidar dediğim dedik davrandı. Tüm bu tepkilerde tek bir söylem eksikti, o da “Milli birlik ve beraberliğimiz bozar.” ifadesiydi.

Cumhuriyet tarihinin en radikal anayasal ve yasal değişikliklerinde biri oluyor ve milli birliğe zarar vermiyor ancak TRT’nin Kürt kanalı açması milli birliğe zarar veriyor. Bu yakın Türkiye siyasi tarihinde en çok gülünecek şeylerden biri olarak kayıtlara geçiyor.

Buna göre federal yapıya yönelik bir teklifi geçtik, bunu tartışmaya açmak bile terörist olmak için standart bir gerekçe artık. Son zamanlarda görülüyor ki Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da aynı etkiyi uyandırdı. Açıkçası bu Avrupa standartları şartının ne olduğunu sanıyorum kimse bilmiyor. Mesela kendi yaşadığı yerin İl Genel Meclisi’nde kim iki kişiyi sayabilir ki? Hemen hemen kimse, zira Devlet denilen şey sadece Ankara olarak benimsenmiş.

Türkiye’ye gri alanlar lazım ve bu gereklilikten siyahlar ve beyazlar hiç de hoşlanmıyor olabilir. Devlet, bir sorunu çözemiyorsa artık alternatif yöntemleri uygulamak zorundadır. Zaten Türkiye’de ucuzlaşmış “Devlet Aklı” söylemi asıl olarak budur.

Sivil bir devletin birincil görevi adalet ve güvenliktir. Geri kalan işler için regülasyonlarda bulunsa da gücü bölünerek yapması demokrasi için daha faydalıdır. Ayrıca herhangi bir etnisiteye mensup insanların sayısını araştırmanın da devletin bölünmez bütünlüğü gibi bir konuya tehdit oluşturması düşünülemez. Zaten olayın kangren olması bundan kaynaklandı gibi görünüyor. Mesela Türkiye’de ne kadar Roman, ne kadar Gürcü veya ne kadar Afgan var bunu araştırmakta bir sorun yokken ne kadar Kürt olduğunu araştırmak hep bir tehdit olarak ya da riskli bir çalışma olarak görüldü.

Bir bakıma kalkınmadan ziyade sorun, demokrasi gibi görünüyor. Önce demokrasi ve özgürlük olursa peşinden kalkınma gelebilir. Bir de herhangi bir kişi, grup, toplum veya etnisitenin kendini nasıl ifade edeceğine akıl alır gibi değil ama başka bir kişi, grup, toplum veya etnisite karar veriyor veya dayatıyor. Tüm eleştirilerin temelinde bu varmış, algı da toplumdaki yansıması da bu olmuş maalesef.

Toprak reformundan bahsetmişim ama güncel bir sorunun 20. yy mantığıyla çözülemeyeceğini atlamışım.

Kendi yazımı okurken hiç bu kadar daralmamıştım. Nihayetinde özgürlük, demokrasi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, tabulardan sıyrılmak sorunu ortadan uzun vadede kaldırabilir. Öyle ki Türkiye’de kapsayıcılık seviyesi ve kurumların gücü bunu yapmaya muktedir.

Üç hızlı değişiklikle Türkiye’de siyasi ve toplumsal olarak rahat bir nefes alınabilir:

  • Seçim barajının %3 gibi bir düzeye indirilmesi
  • Siyasi partilerin genel başkanlık sürelerinin sınırlandırılması başta olmak üzere kapsayıcı ve demokratik düzenlemelere gidilmesi, bunun kanunla korunması
  • Atananlarla seçilenler arasındaki yetki dengesizliğinin giderilmesi