Etiket arşivi: anayasa nedir

İdeal Anayasa

Türk Dil Kurumu, Anayasa sözcüğü “Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi.” şeklinde tanımlıyor. Aynı kurum devlet sözcüğünü “Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık, bu tüzel varlığın yönetim organları olarak tanımlıyor. Yani tanımlar siyasal olarak örgütlenmiş bir milletin, gücü kime ne şekilde ve ne ölçüde vereceğinin metodolojisini düzenliyor.

Ülkede yaşayan halkın siyasal olarak örgütlenmesi siyasal olarak gruplaşmayı da doğurur ve bu doğaldır. Hemen her ülkede anayasalaşma süreci bu grupların ortak noktada buluşmalarını gerektirir ve çoğu zaman sancılı olagelmiştir. Gruplardan birinin diğerine üstün gelerek üstünlerin anayasasını da oluşturabildiği gibi farklı grupların bir araya gelip doğal bir azınlık oluşturduğu da görülmüştür. Hatta yönetim gücü kapsayıcı kurumlara dağıtılırken bazen de tek bir sömürücü kuruma ya da kişiye de devredilebilmiştir. Tarih bu tek kişi ya da kurumların devrilmesi, devrilmeye çalışılması ya da ürettiği iç savaş örnekleriyle doludur.

Birleşilmesi gereken belki de ilk nokta anayasanın “insan” için yapılması gerektiğidir ama buradaki insan öznesi “her şeyin insan için olduğu” değil “insanın da doğanın bir parçası olduğu” üzerinedir. Aksi halde üretilen şey kötülükten başka bir şey içermez.

“Peki nasıl bir anayasa ile yönetilmeli insanlar?” sorusu hatalı bir giriş olabilir. Anayasa başlı başına insan yönetmek için değil toplumsal örgüt yönetmek için yapılan yine toplumsal bir sözleşmedir. Anayasa öyle bir yapı sergilemeli ve öyle bir devlet örgütü oluşturmalı ki onlarca yıl boyunca değiştirmeye gerek kalmasın. Peki değiştirilemez bir anayasa olabilir mi? Her yeni nesil kuralların içinde büyüyor ve bu kurallara kendi kültürünü de ekliyor. Dolayısıyla statükocu bir anayasa olmayabilir ama anayasaların varlığı ya da değiştirilebilirliği algoritma ile pekala öngörülebilir. Matematiksel veriler neyi değiştirmemiz gerektiğini bize söyleyecek kadar yoğun artık. Bundan yüz yıl sonra anayasalar olmayabilir veya şekil değiştirmiş bile olabilir.

Değişime direnen devletler gelecekte dünya sahnesinde olmayacaklar, değişimi zamanında yapanlar ise her zaman olduğu gibi sahnede olacaklar. Matematik ve bilişim tüm bunları bize sunabilir.

Toplumsal bir sözleşme tartışmaya zaman ayırmaya mahal vermeyecek şekilde evrensel hak ve özgürlükleri vatandaşlara vermeyi düşünmemeli bile. 21. yüzyıl “ne” sorusundan ziyade “nasıl ve ne kadar” sorularıyla daha çok ilgilenen bir zaman dilimi artık.

“Evrensel hak ve özgürlükler tüm insanlar içindir.”

Anayasa kutsallıktan arındırılmalı, özel bir anlam içermemeli, dolayısıyla insanı, devleti ve ona bağlı örgütün herhangi bir birimini ya da aşamasını kutsamamalıdır, metodolojik bir metin olmalıdır. Meritokratik bir demokrasi yaratmalıdır. Herkes herhangi bir devlet hizmetini o işi en iyi bilenden alma hakkına sahip olmalıdır.

Devletin tek bir dile bağımlılığı olmayabilir. Yeter ki yaşamın her alanında, ülkede ya da yerelde yaşayan insanlar tarafından anlaşılabilsin. Bu devletin gücüne işarettir, aksi zaafına. İnsanlarına hiçbir yarar getirmeyen normlar ortadan kaldırılmalıdır. Turistik bir yörede tüm metinlerin ortak dile ek olarak İngilizce olması o bölgeyi ne özerk yapar ne de merkeziyete tehdit hale getirir. Bir bölgede Arapların yoğun olması ek dilin Arapça olmasını gerektirebilirken bu kitlenin yabancı dil seviyesindeki üstünlük Arap bölgedeki ek dilin İngilizce olmasını da gerektirebilir. Bunu da yerel yönetim düzenleyebilmelidir.

Devlet ülkesinde bulunan herkesi vatandaş görebilmeli ve bu statüde değerlendirebilmelidir. Tüm bu değerlendirmeyi koruyan olmalıdır.

Peki kimler karar verici olacak? Meritokratik esaslara göre vekiller, senatörler, temsilciler ya da seçiciler üst düzey niteliklere sahip kişilerden oluşmalı. Esas sorun parlamentonun kaç kanatlı ve kaçar temsilciden oluşacağıdır. İşte bu da algoritmik ve matematiksel bir süreç. Şöyle ki vekil sayısı yasamanın en rasyonel olmasını sağlayacak sayıda olmalıdır. Nüfusa göre vekil sayısı belirlemek gelecekte rasyonel olmaktan uzak bir ilke haline gelebilir. Aynı nüfusa sahip iki ilin çok farklı eğitim düzeyi, sanayileşme, bilimsel üretim, demokratik standartlara sahip özellikleri varsa vekil sayılarının aynı olması beklenmemelidir.

Yürütme yetkisi tek bir kişide de olabilir, yeter ki bu kişinin görev ve yetki alanı yasama ve yargıya giremeyecek şekilde çizilebilsin. Burada önemli olan husus kişilere değil kurumlara yüklenecek güçler ve bu güçlerin devamlılığıdır. Bakanları her ne kadar başkan seçse de görevleri yasama tarafından onaylandıktan sonra başlamalıdır. Bir başka seçenek cumhurbaşkanının ve başbakanın varlığıdır. Bu durumda cumhurbaşkanının kesinlikle sembolik yetkileri olmalı ve evrensel bir kişiliğe sahip biri olmalıdır.

Anayasaları güçlü yapan en güncel ilke evrensel insan hak ve özgürlüklerinin olmadığı bir süreçten kurtularak yapılmış olmasıdır. Zira o zaman anayasanın geniş tabanlı bir mutabakat ile oluştuğu, hatta birbirine benzemezlerin oluşturduğu söylenebilir. Bu da anayasanın korunması güdüsünü en yüksek seviyeye çıkarır.

“Özgürlüğü ihlal eden etmenleri ortadan kaldırmak özgürlüğün ihlali sayılmaz.” ilkesi anayasal özgürlüklerin çıkış noktası olabilir. Kurallar uluslararası hukuk saklı kalmak üzere yabancılar için de geçerli olabilmelidir.

Anayasa kutsaldan arındırıldığı gibi faşizmden de arındırılmalıdır. Aksi halde gerçek bir özgürlükten ve gerçek bir meritokrasiden söz edilemez. zira bu meritokratik bir demokrasinin ruhuna aykırıdır. Anayasa devlet örgütünün işlemesi içindir, devlet de insan içindir. İnsanı kalıplara sokan, etiketleyen, kategorize eden bir anayasa doğanın bir parçası olan insana saygı vadedemez.

Asla seçim barajı uygulanmaz. Siyasi partilerde kadın erkek eşitliği nicel olarak mutlak şart kabul edilir. Belirli bir yaştan sonra siyasi parti genel başkanlığı da vekillik de ve diğer tüm devlet görevleri de sona erer. Milyonlarca insanın yaşadığı bir ülkede devletin tüm görevlileri için emeklilik zorunlu olmalı ki, en az binlerce alternatif arasından yeni görevliler atanabilsin. Eğer sistem alternatif devlet görevlisi sunamıyorsa o sistemde kesinlikle bir hata olduğu kabul edilmelidir.

Devlet görevine girmek liyakat gerektireceğinden siyasi partilere para yardımı asla devlet tarafından yapılmaz, böylece bir grup kesinlikle kayırılmaz. Bir kişi ikinci kez başkan seçilecekse daha geniş bir mutabakat veya oy oranı aranır.

Teknolojilerin geleceği çizdiği bir dönemde askerlik zorunlu olmaz ama gönüllü olabilir. Gönüllü bile olsa profesyonel bir eğitim esastır. Askeri personel ihtiyacı belirli ve beklendik bir düzeydeyse gönüllü katılımı kabul edilmeyebilir. Zira eğitimin niteliği az sayıda katılımcı olduğunda daha yüksek seviyeye ulaşır.

Başkan, yardımcıları, vekiller, senatörler meritokrasi gereği en az yüksek lisans mezunu olmalı ve alanlarıyla ilgili belirli bir süre deneyime sahip, adli ve idari ceza almamış kişilerden oluşmalıdır.

Bunlar hayal olsa da imkansız ve uzak değil. Çok yakın bir gelecekte anayasalar bu şekilde değişecek ve bunu başaranlar dünya sahnesinden yerini alacaktır. Başaramayanlar ise kısır tartışmalarında kaybolup gideceklerdir.

Her şey anayasa için geniş tabanlı bir mutabakata bağlı.

Gelecekte birbirine benzemezler tarafından bile korunması için bu elzem.