Tarihler 25 Kasım 2008 Salı gününü gösteriyor. Yerel bir gazetede yayımlanan ilk yazım 24 Kasım Öğretmenler Günü ile ilgili. Yazı ilk olunca düşünsel olarak özen de göstermişim. Aradan geçen 16 yıl sonra düşüncelerim büyük ölçüde aynı. Eleştirilerim halen yerinde.
Yazımda ana sınıfına gidemeyen çocukların bu durumunu maddi olanaksızlığa bağlamışım. Halbuki tek sebep o değil. Birincisi devletin kapsayıcılık sorunu, ikincisi bunun yol açtığı okul öncesi öğretmeni norm yetersizliği veya yokluğu, üçüncüsü okul öncesinde taşımalı eğitimin olmayışı ve dördüncüsü okul öncesi eğitimin zorunlu olmayışı. Tabii mesleğin başında alana hakim olamayışın getirdiği eksiklikler bunlar.
Her ne kadar sınav sistemini ve bu sistem içinde velilerin yaklaşımını eleştirsem de tarih o velileri haklı çıkardı. Zira şu an Türkiye’de eğitim almak hiç olmadığı kadar zor, aldığın eğitimle ilgili iş bulmak daha da zor.
Eğitim programı açısından da bir eleştiride bulunmuşum ve her şeyin öğretilmeye çalışmasının çağa uygun bir şey olmadığı şeklinde bir yaklaşımla da bunu temellendirmişim. Son olarak öğretmenlik görevini layık olmak için yapmamız gerektiğini ifade etmişim. Ancak günün sonunda öğretmenlerin artık kimseye “vefa” hariç olmak üzere layık olmak zorunda olmadıklarını düşünüyorum.
Nitelikli öğretmen denilen bir gerçek var ve bu başka bir yazının konusu olsun istiyorum. Büyük ihtimalle bu sitedeki en sert yazı da bu olacaktır.
