Etiket arşivi: 2. abdülhamid

Evrimleşen Düşünceler: “Yaratılmaya Çalışılan Akım: Atatürkçü II. Abdülhamitçilik”

Öz eleştiriye konu olan yazı 14 Nisan 2009’da yayımlanmış. Sanıyorum ilk kez tarih vurguluyorum, zira bu tarihi önemli yapan birkaç durum var.

Birincisi düşünebilen her birey gibi Türkiye’nin girdiği ve daha da sürüklendiği cendereyi görebilmişim.

İkincisi bu yazıyı yazdığım zamanlar, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’nün elebaşı Gülen’in sözde doğum gününün devlet politikasıymışçasına kutlandığı haftaya denk gelmiş.

Üçüncüsü, yazdığım yazı yerel gazete tarafından tehlikeli bulunmamış ve yayımlanmasına karar verilmiş. Tabii ben yazıyı anladıklarından şu anda da şüpheliyim.

Yazının başında bir dizi siyaset felsefesi içeren paragraflar kaleme almışım. O zamanlarda da şimdi olduğu gibi temel dertlerimden biri Türkiye’de devletin bir siyaset felsefesi olmadığı yönündeydi. Tabii şimdi buna o zaman kafaya taktığım kadar takmıyorum; zira ülkenin çok daha yapısal sorunları var. Aslında bu yapısal sorunlar bir siyaset felsefesi oluşturularak çözülebilir ama o işin ayrı bir umutsuz boyutu.

O yıllarda pek de dile getirilmeyen bir durum olan tarihi, hele hele de Osmanlı’yı tek boyutlu ele alamayacağımızı ifade etmişim. Günümüzde toplumun adeta bıçakla ortadan bölünmüşçesine Neo-Osmanlıcı ve Kemalist olarak karşılıklı algılandığını hesaba katarsak yolun sonunun hiç de iyi bir yere çıkmadığı anlaşılabilir.

Sonrasında metne başlığını veren kavramlardan biri olan Atatürkçülük’e giriş yapmışım ve millet egemenliği ile rasyonalizme vurgu yapmışım. Devamında da kronolojik olarak geriye giderek Meşturiyet’in ilanına ve Kanuni Esasi’nin yürürlüğe girmesini ele almışım.

Doğal olarak bu aşamada Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit devreye giriyor ve o devre göre demokrat bir görünüm ve vaatle rejimin değiştirileceği konusunda çevresini ikna ediyor ve tahta geçiyor.

Tahmin edileceği üzere sonraki paragraflarda Abdülhamit’in hiç de öyle bir niyetinin olmadığına dair bir dizi örnekler sıralıyorum. Sansür, yaygın hafiye örgütü, elde çıkan ve satılan topraklar, haczedilen ekonomi, parlamentonun kapatılması, adil olmayan yargılamalar, öldürülme paranoyası, Panislamizm uğruna burnumuzun dibindeki toprakların kaybedilmesi verdiğim örnekler arasında.

Özellikle kapanış paragrafında şöyle bir ifade kullanmışım:

Kaybettiği topraklar bir daha alınamadı. Geri aldığı kısmi demokrasi ve özgürlük 100 yıl sonra aynı cemaatlere Halife’nin kılıcı olarak göründü.

Aslında başlığa konu durumdan tam da bu paragrafta bahsetmişim, yerim darmış yazamamışım da denebilir. 2009 yılında Türkiye’nin sürüklendiği cemaat – tiranlık – siyaset üçgenine farklı bir paradigmadan yaklaşmışım. O döneme kadar iyi kötü kendini koruyabilen Cumhuriyet rejimini Atatürkçü bir mateforla ele almış buna Abdülhamitçilik’in entegre edilmeye çalışıldığını, bunu yaparken de FETÖ’den destek alındığını ele almışım.

Nihayetinde Kemalizm ya da Cumhuriyet refleksleri Mustafa Kemal Atatürk’e dayandırılıyor ve o günlerden beridir artan şekilde ülkede yaşanan her iyi olayın iktidar eliyle Kemalist yapıya rağmen gerçekleştirildiği; her kötü olayın da “Eski Türkiye” adını verdikleri Kemalist yapının bozukluğundan kaynaklandığı vurgulanıyor.

O zamanlardan itibaren ana akım el değiştirdi, kurumsal propaganda oluşturuldu, gazeteciler derdest edildi, sokaklar eylemden temizlendi ve rejim değiştirildi. İşte bunlar belirgin şekilde tam da 2009’dan itibaren yapılmaya başlandı.

Son yıllarda mukaddesatçı sağın bir versiyonu olan Siyasal İslam veya İhvancı Dayanışmanı’nın Türkiye örgütü de tıpkı Cumhuriyet’in temellerinin Kemalizm’de olduğu gibi kendine bir kök bulmaya çalıştı. Erbakan değildi bu, Demirel hiç değildi. Menderes de değildi. Sultan VI. Vahidettin değildi. Öncekiler zaten iyi kötü parlamentocuydu ya da müdahale gücünde değildiler. Panislamist olan tek padişah II. Abdülhamit’ti. Bu yüzden iktidar tüm ortaklarıyla “dava” dedikleri şeyin ideolojik kökenini ona dayandırdı ve bundan post-truth bir kişilik çıkardı. Diziler, sosyal medya paylaşımları, troller, eleştireni gözaltına aldırmalar vs. Şu an II Abdülhamit bu kitle tarafından 36 Osmanlı padişahının en başarılısı kabul ediliyor ve 31 Mart’ta bu hayali karakterin Kemalist bir darbe ile tahtan indirildiğine inanılıyor.

Kıdemli bir yüzbaşı olan Mustafa Kemal’in, bir Osmanlı padişahına darbe yapması kadar komik bir başka olay da, II. Abdülhamit’in de bir darbe yaparak padişah olması gerçeğidir.

Unutulmamalıdır ki şu anda topluma algılatılan Abdülhamit, gerçekte hiç olmadı. Zaten Osmanlı Tarihi de böyle bir şey değildir. Halil İnalcık’ın tarafında olmak gerekir ki gerçek yerini bulsun.