Demokrasi doğrudan uygulanabildikçe karşılığını bulan bir süreçtir. Her ne kadar ütopik bir şey olsa da kurumsallaşmış demokrasi meclisler, aracılığıyla kendine vücut bulur. Kurumsallaşma zaman alan bir şeydir ve Türkiye bunu başarmıştır. Çünkü demokratikleşme hamleleri Tanzimat dönemiyle başlamış, Meşrutiyet’le devam etmiş, Cumhuriyet’le taçlanmış, çok partili hayata kalıcı geçişle de temellendirilmiştir.
Türkiye’de halk oy kullanmanın ne kadar değerli bir aktif vatandaşlık eylemi olduğunun çok net farkında. Özellikle seçimlere katılımın %70’lerin altına düşmemesi de bize bunu gösteriyor.
Ancak…
Bu demek değil ki %50’nin altında katılım olan ülkelerde demokratik yaşam yoktur. Tarih profesörü Emrah Safa Gürkan’ın da dediği gibi,
“Demokrasi, insanların demokrasiye inanması değil, demokrasiye inanmadığı yerde bile kurumların demokrasiyi ayakta tutmasıdır.”
Büyük olasılıkla katılımı bu belirliyor olabilir. Dolayısıyla katılın çok yüksek olması ile demokratlık arasında olumlu bir ilişki olmayabilir her zaman.
Demokrasinin basit bir kurumsallık için şu aşamaları başarıyla tamamlamış olması gerekir:
- Yeteri kadar siyasi partin olmalıdır. Yani ülkede ortak kültürü paylaşan veya bunu dışlayan herkesin görüşlerini az çok yansıtan bir siyasi parti olmalıdır.
- Siyasi partilerin kurulması izin veya onaya bağlı olmamalıdır. Böylece zorba partilerin oluşması engellenebilir.
- Siyasi partilerin yaşayabilmesi lazım. Yani bağış, ödenek vs kendini asgari örgütleşme düzeyine eriştirebilmelidir her siyasi parti.
- Seçimleri kontrol eden bir yargıçlar kurulu olmalıdır.
- Seçim barajı olmamalıdır. Ne yerelde ne genelde…
- Yasama, yürütme ve yargı açık bir şekilde ayrılmış olmalıdır ve hepsi anayasa veya kurucu yasaların emrine tabi olmalıdır.
- Nasıl ki belediye başkan adayları ve muhtar adayları yerel halk tarafından biliniyor, milletvekili adayı da bilinebilmeli. Yani milletvekilini doğrudan halk kendisi seçebilmeli.
- Seçimler sonucu hükümetler kurulamasa bile teknokrat veya bürokratlar sayesine devlet nezdinde bu hissedilmemeli ve bunu sağlayacak yasalar kurumsallığı tesis etmiş olmalıdır. Yani hükümet seçilemese bile hastaneler, okullar işlemeye devam edebilmeli, büyük yatırımlar gerçekleşebilmeli, ekonomik veriler bozulmamalıdır. Belediye başkanı seçilemese bile sular akmaya, çöpler toplanmaya devam edebilmeli. Adalet ve güvenlik sağlanmaya devam edebilmeli.
İşte tüm bunların başlangıç yeri meclistir. Türkiye’de bu büyük ölçüde başarılsa da hala kat edilmesi gereken uzun bir yol vardır. Yolun istikameti de Batı’dır, Avrupa’dır. Çünkü Türkiye’de halk Batı değerlerinin ve medeniyetinin ne olduğunu yavaş yavaş anlıyor olabilir.
