Bir Araf’ta Kalış Örneği: Ücretli Öğretmen

Türkiye’de türlü sebeplerle bir okulda öğretmen açığı belirir. Sebebi bir öğretmenin gebelik iznine ayrılması olabilir, askere gitmesi olabilir, o branşa yönelik kadrosuzluk olabilir, branşa atama yapılmamış olabilir. Olabilir…

Genellikle sistemin kendine biçen görevini oynamak zorunda kalan okul müdürü için temelde iki seçenek vardır: Ya okulda görevde olan öğretmenlerden bir ya da birkaçına bu eksikliğe dair ders yükünü verecek ya da öğretmen görevlendirmesi yapması için üst kurumdan talepte bulunacak.

Kurumların iç ve dış yazışmalarından habersiz yeni mezun ve atanamamış bir öğretmen için iyi niyetli çabalar artık başlamak üzeredir. Devlet mekanizmasının bulduğu dahiyane bir yöntemle “hiç yoktan iyidir” anlayışı devreye girer ve alanına uysun uymasın ücretli öğretmen alımı çağrısı yapılıverir. Mesleğin heyecanı ve paraya duyulan ihtiyaç ile ilk günden istenen çok da gerekli olmayan birkaç evrak eğitim idarelerine teslim edilir.

En heyecanlı kısmı öğretmenden bir banka hesabı açmasının istenmesidir. Genellikle bu da bir kamu bankası olur.

Nihayet o gün gelir; ücretli öğretmen göreve başlar, aslında başlatılır ancak genellikle o başlatma yazısından onun bile haberi olmaz. Olağan şartlar altında aday öğretmen olması gereken, onlarca hizmet içi eğitimden geçirilmesi gereken bir öğretmen – mesela üç yıllık bir öğretmen gibi – derse girmeye hazırdır.

Memleketinde, hatta onu tanıyanların olduğu yerde, belki de kendi okuduğu okulda öğretmendir o artık. İdealizmin doruklarını yaşamaya başlar, yaptığı işi elinin ucuyla yapmaya çalışmaz.

Ders zili çalar çalmaz derste ne işleyeceğine karar vermeye çalışır, öğretmen zili çaldığında çoktan sınıfta olmaya çalışır. Öğrenciyle, bir model edasıyla selamlaşır. Her öğrenciyle göz göze gelmeye çalışır. Onları tüm birikimiyle etkilemeye çalışır. Bir taraftan da öğretim programına dair içeriği yavaş yavaş vermeye çalışır ki her öğrenci için tam öğrenme gerçekleşebilsin.

Her şey samimi gibi olsa da okullar ziyadesiyle kapalı alanlardır. İçeride ne olup bittiği tam olarak bilinemez. Bilindiği sanılanların çoğu senaryolaştırılmış gerçeklerdir. İşte bu, o okulun kültürü için ücretli öğretmen yabandır, zoraki ve yapay kabullenilen kişidir. Genellikle yok sayılan, yaptığı işin ağırlığı olmayandır.

Ücretli öğretmen ara elemandan fazlası değildir. Aslında bu yazılanların çoğu atanmış aday öğretmenler için de geçerlidir. Dolayısıyla sözüm ona “angarya” bir iş varsa ve yasal olarak mümkünse ücretli öğretmene havale edilir. Olaya öğretmenler odasından bakacak olursak bu havale işi bizzat atanmış, biraz ve üstü deneyim sahibi öğretmenlerce yapılır.

Şaka yollu bile olsa kurul toplantılarında yazman için ücretli öğretmenin adı geçer. Şaka yollu tabii… Kabul ederse artık tüm yıl görev ondadır. Sınıfının başarısından, tuttuğu nöbetten, idari görevlerden deneyimli bir öğretmen kadar sorumludur. Önemli bir günde programda konuşma yapma işi bile verilir ücretli öğretmene. İlgili zümrenin desteği ve örtülü baskısıyla konuşma görevi alınmıştır ancak deneyimli atanmışlar “bu yükü de attık” başlığı altında geyik muhabbetlerine çoktan başlamışlardır.

Ücretli öğretmenlerin neredeyse hiç bilmediği konu protokol ve buna yönelik konuşmalardır. Bunu maalesef çoğu deneyimli öğretmen ve okul müdürü de bilmez. Aslına bakılırsa deneyim kurumsal olarak görevde ne kadar zaman geçirildiği ile ilgili olduğu için bu gayet olağandır. Zira Milli Eğitim’de görev süresi düşük ama alan ve kurumsal bilgisi yüksek kişiler sevilmez, “ukala” yaftası yerler. Bir şekilde dışlanırlar. Kurum kültürü denilen şey büyük ölçüde gelenekçidir, statiktir. Asla yeniliği ve bunu savunanı sevmezler. Zamansal deneyim çok önemlidir ve kurumun tabusudur. Bu yüzden ücretli öğretmen hiç önemsenmez, ancak söz konusu angarya ise adı mutlaka anılır.

Kurum kültürüne ayak uyduramayan öğretmen ise sohbetten uzaklaşır, dışlanmışlığın getirdiği duyguyla mutsuz olur. Yine veliler konusunda bile deneyimli atanmışların yeterince desteğini alamayabilir. Tabii yeri gelmişken şunu belirtmekte yarar var: Atanmış aday öğretmen yoğun destek alır. Bu destek, tüm yıl boyunca, özellikle bu iş için görevlendirilmiş deneyimli bir öğretmenin danışmanlığı ile başlar; ilçe milli eğitim müdürü, maarif müfettişin ile devam eder.

Ücretli öğretmen ise kendi çabasıyla danışır, öğrenmeye çalışır, genellikle edindiği bilgiler zayıf ve etkisizdir. Nihayetinde zaten saygın başlanmayan bir göreve, öğrenci ve velinin saygınsız tutumu da eklenebilir.

Ücretli öğretmen yönetmelikle ilgili onun için çok şaşırtıcı bir maddeyi dillendirdiğinde bir grup öğretmen mutlaka şu cümleyi kurar: “Daha görürsün hocaaaam. Daha öğrenirsin hocaaam. Daha neler göreceksin hocaaam. Onu da görürsün hocaaam. Bizim zamanımızda…”

Sözün özü ücretli öğretmen sorumluluk yüklenmiş ancak yaptırımlardan azade olmasına rağmen (olası bir hatada en fazla ücretli öğretmenliği sonlandırılır, gelecekte atanmasına engel değildir.) en fazla baskıyı, stresi hisseden; buna rağmen bir o kadar da yardım ve destek alamayan kişidir. Duruma tezat oluştururcasına okuldaki ağırlığı olan çoğu öğretmenden daha ufku geniş, daha eğitimci, daha idealist, daha yenilikçidir. Ancak okul kültürü için bunlar dışlanması gereken tehlikeli olgulardır.

Ücretli öğretmen, devletin gözünde asla bir öğretmen değildir. Bunu en iyi devlet bilir.

Yorum bırakın